terapistlik seans odasından mı ibaret?
- Elif Demirbaş
- 5 Nis
- 2 dakikada okunur
Terapistlik bir gömlek gibi, tam olarak giymeden üzerimizde nasıl durduğunu anlayamadığımız. Birine kulak vermeden ne yaptığımızı anlayamadığımız gibi. Bir öykünün eşlikçisi olmanın ve bu öyküden sızan anları ve duyguları kapsamaya gönüllü olduğumuzu en başından açık ettiğimiz bir yerde duruyor olmanın kıymetine kulak kabartmak gerektiğine inanıyorum.
Bakışlarımı bu kıymete çevirdikçe mesleğe, oturmayı dilediğim koltuğa, bu gömleğe dair yeni bir soru da peşi sıra yeşermeye başladı. Terapistlik yalnızca oturduğum koltuktan, teorik kitaplarımdan, sayılı danışanlarımdan mı ibaret olacak? Ben yalnızca o odada, kabul ettiğim ücreti karşılayabilecek insanlar ile mi beraber olacağım?
Esenyurt’ta çalıştığım kadınlar geldi aklıma. Kırgınlıklarını iyileştirmek bir yana, yaşadığının ne acı verici bir deneyim olduğundan dahi habersiz, çaresiz, kültürün ve sistemin onu o acıya mahkum ettiği kadınlar. Sonra Hatay’ı düşündüm. Hatay’da tanıştığım, bir ileri iki geri yürümekten başka yer bırakmayan konteyner kentin sokağında “gitmeyeceksin değil mi” diye bana sarılan çocukları. Giden onlarca sevdiği gibi benim de geri dönülmez biçimde onu terk edeceğimden acı duyan çocukları. O acının ne olduğundan, ruhunun neresine saplandığından bile haberi olmayan o çocukları. Acaba bu insanlar seans ücretimizi karşılayabilir miydi? Sanki cevabı biliyoruz.
Memleket öyle ki, Esenyurt’ta tanıştığım yaralı kadınları da, Hatay’da sarıldığım yaramaz çocukları da yan sokağımda dahi bulabilirim. Hatta evimde. İş yerimde. Semtimdeki dernekte. Market kasasının sırasında. Böyle bir hikayede, böyle bir gerçekliğin ve yaranın tam göbeğinde bakışlarımı yalnızca seans odamda tutmam mümkün olacak mıdır? Mümkün olsa bile, sahici olacak mıdır? Bakışlarımı mı kaçıracağım yoksa kocası tarafından literatürün içerdiği tüm şiddet biçimlerine birer ikişer maruz kalan kadını; ücretsiz veya epeyce uygun ücretli seansın oluşturacağı müstakbel direnç sebebiyle odama almayacak mıyım?
Bilmem ki literatür ne söyler. Direnç nerede başlar ve nerede biter. Tıpkı acının sonu olmadığı gibi bu gömleği giymenin bedellerinden biri de sorularımın cevaplarından asla emin olamayacağım gerçeğidir. Ancak emin olduğum bir parça da yok değil. Benim oturduğum koltuktan, giydiğim gömlekten bana usul usul yanaşan; çokça sevgili meslektaşlarıma da yanaşmasını dilediğim bir koku. Sadece o odada, o koltukta oturmamamıza izin vermeyecek bir korku. İnsana ve ruhuna dair bilerek ve sezerek sahip olduğumuz bu kuvvetli beceriyi; uygun ücretli seanslar, grup çalışmaları, dernekler, bir çocuğa neden kediye zarar vermemesini nazikçe söylediğimiz anlar, yaraları görünür kılmaya dair açacağımız anlatılar ve daha pek çoğu ile odanın dışına taşırmamıza vesile olacak parçalar.
Gömleğimi yalnızca seans odasında giymek istemiyorum. Gözlerimi yalnızca odada tutacak gücüm yok. Kolektif iyiliğe ve grubun gücüne inanıyorum. Bu haliyle bu gömleği giymeyi epey seviyorum. Siz de denemek ister misiniz?




Yorumlar