top of page
Ara

soruşturma dosyası-2

  • Büşra Dilekoğlu
  • 1 Oca
  • 2 dakikada okunur

psikodinamik terapide seans odasındaki sessiz anlar üzerine bir soruşturma.

dinamik psikoterapi uygulamalarına göre sessizlik, tek başına iletişimin kesintiye uğraması olarak değerlendirilmez; aksine, bilinçdışı süreçlerin yüzeye çıkması için gerekli bir alan ve duygusal işlemenin potansiyel taşıyıcısıdır. seans sırasında ortaya çıkan sessiz anlar, hem danışanın hem de terapistin içsel deneyimlerine yönelmesi, aktarım ve karşıaktarım süreçlerinin düşünülmesi ve analiz edilmesi için önemli bir zaman dilimidir.

seans odasındaki sessizlik; terapötik ilişkinin derinleştiği, danışanın sembolleştirme kapasitesinin sınandığı ve bazen de danışanın yetişkin halinden uzaklaşıp daha çocuksu bir ruh haline büründüğü bir fenomen olarak ele alınabilir. zaman zaman bu sessizlik danışanın terapiste küsüp kendini geri çektiği bir alan da olabilirken bazen de bu sessizlik, duygularla temasa geçme, içsel imgeleri deneyimleme ya da söze dökülemeyen yaşantılara yaklaşma girişimi olabilir. bu bağlamda sessizlik, bastırılmış olanın ya da henüz analiz edilip dile dökülemememiş olanın habercisidir.

terapist açısından ise sessizlik; içinde bulunulan ana "müdahale etmeli mi etmemeli mi" ikileminin tartıldığı bir alanı yaratır. aktarımın gelmesine ve ifade bulmasına izin vermek, danışanın içsel dünyasına terapistin kendi duygu ve düşüncelerini karıştırmadan sessizlikle eşlik etmek önemlidir. aynı zamanda terapistin içinde uyanan duygular kontrol etmesi yani karşıaktarım tepkilerini fark etmesi açısından önemli bir fırsattır.

bu noktada winnicott'un "tutma (holding)" kavramını ele almak istiyorum. terapi odasındaki sessizlik, danışanın henüz söze dökemediklerini terapistin "tutması" için sağlam bir alan tutar. bu aslında bebeklik döneminde yeterince iyi bir annenin sağladığı duygusal düzenleme ortamının, terapötik ilişki içerisinde seans esnasında yeniden sahnelenmesine bir örnektir.

sessizlik, danışanın gerçek kendiliğiyle temas kurabilmesi için harika bir alandır. winnicott'un sahte ve gerçek kendilik ayrımı çerçevesinde, sessizlik bazen sahte kendiliğin çözüldüğü, danışanın iç dünyasına ilk kez adım adım, yavaşça yaklaşabildiği bir geçiş alanı hâline gelir. terapistin bu boşluğu hiç acele etmeden taşıyabilmesi, orada şefkatle durabilmesi danışanın da kendi duygularını parçalanmadan yaşayabilmesine izin verir. terapist, burada öylece durmaktan daha ziyade sessizliği bir "anlam alanı" olarak tutar ve işitilmeyeni duymak için çaba sarf eder.

yani, sessizlik bir boşluk değil, anlamla dolu bir aralıktır. winnicott'un kuramsal çerçevesiyle birlikte düşünüldüğünde, sessizlik, yalnızca terapötik müdahalenin bir parçası değil, başlı başına bir müdahale biçimidir. duygulanımın yükseldiği, kelimelerin yetersiz kaldığı, bilinçdışı malzemenin şekil kazanmaya başladığı yerdir. sessizliğe karşı gösterilen terapötik sabır danışanın içsel dünyasını anlamada ve anlamlandırmada bize derin bir kapı aralar.

 
 
 

Yorumlar


© 2025 by An Psikoloji

bottom of page