top of page
Ara

histerik yapının ikilemi: yakutun kırmızısı ve dehşeti

  • Sena Dönmez
  • 30 Ara 2025
  • 2 dakikada okunur

jacqueline schaeffer'in 1986 tarihli makalesinde kullandığı "yakut kırmızı karşısında dehşete düşer" metaforu, histerik özne konumunun cinsellikle kurduğu çelişkili ilişkinin yoğun ifadesini ortaya koyar (quinodoz, 2017). schaeffer, bir mineralojistin yakut için yaptığı tanımlamadan yola çıkar: yakut, prizmanın tüm renklerini emer ama kırmızıyı reddeder; böylelikle dışarıya yalnızca kırmızıyı gösterir. bu paradoks, histerinin tarihsel olarak merkezinde duran ikiliği, yani arzuyu çağırmak ve ondan kaçmayı, etkileyici şekilde betimler. kırmızıyla temas, özneyi bedenselliğin hakikatine, cinselliğin yoğun çağrışımına ve aynı zamanda ölümlülüğün dehşetine yaklaştırır. ve karmaşa tam da burada başlar: histerik özne kırmızıyı göstermek zorundadır, çünkü arzuyu uyandıran şey budur. ama kırmızıya yaklaşmak aynı zamanda dehşet vericidir. bu nedenle histerik özne konumunda bir yandan başkasının bakışını, ilgisini, arzusunu çağırma; öte yandan da arzunun hakikatine temas etmekten kaçınma hareketi birliktedir.


Schaeffer histeriklerin "parıldadığını" söyler. bu parıltı, yalnızca baştan çıkarmayı ifade etmez; aynı zamanda bir savunmadır. cinselliğin hakikatiyle doğrudan yüzleşmek yerine, onu dramatik bir şekilde sahneler ve kırmızıyla arasına mesafe koyar. parıldamak bu anlamda hem başkasının arzusunu kışkırtan bir davettir, hem de özneyi tehdit edici olanla doğrudan karşılaşmaktan koruyan bir bariyerdir. ancak bu parıltının bir bedeli vardır. çünkü ötekiyle çok meşgul olan özne kendi arzusuyla teması kaçırır. bu nedenle histeride doyumsuzluk, tatminsizlik ya da sürekli ertelenen bir arzu deneyimi sık görülür.

Freud'un erken dönem histeri çalışmaları tam da bu paradoksu betimlemiştir: bastırılan cinsel temsiller doğrudan yaşanamaz, ama semptom ya da sahneleme biçiminde geri döner: arzusunu başkasına gösteren, ama kendisi ile arasına mesafe koyan bir özne.


Schaeffer'in yakut metaforu, hem tarihsel olarak anladığımız "histeri" denen yapıyı, hem de günümüzde bu yapının öznel pozisyonunun anlamını bize gösterir. kırmızı burada hem büyüleyici hem de dehşet verici olandır. histeri, arzuyu göstermeden var olamaz; ama arzuya dokunmak onun için travmatik bir tehlike içerir. yakut gibi: parıldar, değerli ve cezbedicidir, aynı zamanda tehdit edicidir.

Histeri, psikanalitik düşüncenin en eski ve en canlı kavramlarından biri olarak hala tartışılmaya devam ediliyor. freud'un ilk vaka çalışmalarında kadın bedeninde beliren semptomlarla birlikte sahneye çıkan histeri, yalnızca bir tanı kategorisi olarak değil, ruhsal çatışmaların dile geliş biçimi olarak da önemini koruyor (quinodoz, 2017). bugün klinik dilde bu kavramın yerini daha nötr ifadeler almış olsa da, histeri kavramı hala bilinçdışıyla beden arasındaki bağın en çarpıcı anlatımlarından biri olarak düşünülüyor.


Bu genel tartışma, öznenin kendi deneyimlerini ve başkalarının bakışıyla kurduğu ilişkileri nasıl şekillendirdiğini anlamak için de önemli. histerik yapıdaki özne, çoğu zaman kendi benliğini başkasının bakışı üzerinden kurar; arzusu başkasının arzusuna eklemlenir. fakat tam da bu noktada, bitmeyen bir eksiklik duygusu ve doyumsuzluk belirir. bedensel belirtiler, dramatik anlatımlar aslında bu eksikliğin etrafında dolaşmanın yollarıdır. bu açıdan histeri, yalnızca kişisel bir semptom değil; öznelliğin ve toplumsallığın kesişiminde oluşan bir bütündür.

 
 
 

Yorumlar


© 2025 by An Psikoloji

bottom of page